Ana Sayfa Magazin, Manşet 18 Kasım 2015 377 Görüntüleme

Opera Terziliğinden İsmailağa Terziliğine

Nihayet Dergisi’nden Ümmühan Karabulut, geçmişte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Devlet Opera ve Balesi’nde terzilik yapan ancak yaşadığı bazı olaylardan sonra İsmailağa Cemaati’nde katılan terzi Hüseyin Yörük’ün hikayesini kendi ağzından dergiye taşıdı. Ümmühan Karabulut’un o röportajı:

 

Slim Fit ya da Selim Fit

 Ümmühan Karabulut/Nihayet Dergisi 

 

Terzi Hüseyin Yörük, 1947 yılında Tekirdağ Saray’da dünyaya gelir. Bir erkek terzisi, ama diktikleri, piyasada görmeye alışık olmadığınız türden. Kültür Bakanlığı’na bağlı Devlet Opera ve Balesi’nde on beş sene memurluk/kostüm terziliği yaptıktan sonra ustasından öğrendiği ‘ısmarlama terzilik’  işine döner. Terzihanesi şalvar ve cübbe tercih edenlerin müracaat ettiği bir adres olur.
Fatih Çarşamba’da cübbe ve şalvarda isim yapmış olan Terzi Hüseyin Yörük, günümüzün mütedeyyin erkeklerine tarz ve stil belirleyen,  neredeyse marka olmuş bir terzi. Hüseyin Bey’in namı kıtaları aşmış; Avusturalya, Kanada, İngiltere, Kıbrıs, Almanya ve Amerika’dan  ‘şuurlu’ kıyafet talep eden müşterileri var. Yusuf İslam (Cat Stevens), bunlardan sadece biri.
Terzi Hüseyin Yörük ile işinde liyakat sahibi oluşu, cübbe ve şalvarına rağmen başarılı geçen memuriyet hayatı, şahsi ve mesleki serüveni üzerine konuştuk.

 


Müşterileriniz sizden neler talep ediyorlar?

Biz piyasada bulunan kıyafetlerden dikmiyoruz. Bilhassa Fatih civarında kullanılan erkek giyim tarzına uygun çalışmalar yapıyoruz. Pantolonlara talebe göre üç, beş veya yedi pile uyguluyoruz. Gömlekleri belin biraz daha aşağısında, alışılmış olandan daha uzun dikiyoruz. Genelde dört tane cep çalışıyoruz. Misvak için özel bölme koyuyoruz. Takke, tespih için cepler dikiyoruz. Bir de üzerine giysinler, iyice örtünsünler, kendilerini sakınsınlar diye cübbe dikiyoruz. Kışın kalın kumaşlarla yazın daha ince kumaşlarla çalışıyoruz.

 

Kaç yıldan beri bu işi yapıyorsunuz?

1960 yılından bu yana terzilik yapıyorum. Bu işin okulunu okumadım. Ortaokula başlamıştım ki terziliği çok sevdiğim için okulu bıraktım. O gün bu gündür kesiyorum, biçiyorum, dikiyorum. 1972’ye kadar Laleli’de ısmarlamacılık yaptım. Türkiye’nin bütün büyükelçileri, üst düzey bürokratları çantalarla kumaş getiriyordu bizim atölyeye. Ustamla birlikte yaptığımız işler çok beğeniliyordu. Sonra beni Kültür Bakanlığı’na memur olarak aldılar. On beş sene Devlet Opera sanatçılarına elbise diktim. Çok değerli iki ustanın elinde yetiştim: Halil Öztürk ve Naşit Güler. Fahri Korutürk’e ceket dikerdik. Ustam beni şöyle tembihlerdi: “Evladım ister Cumhurbaşkanı’na elbise dik, istersen fukara bir adama veya çobana elbise dik; muhakkak işini çok özenli ve dikkatli yap.”

 

terzi-huseyin-yörük1

 

Devlet Opera ve Balesi’nde nasıl kıyafetler dikiyordunuz?

Kostüm ve sahne kıyafetleri dikiyordum. Operalarda işlenen senaryolara göre kimi zaman soytarı kıyafeti kimi zaman prens, prenses, vezir, artık konu ne ise ona göre dikimler yapıyorduk.

 

Şalvar ve cübbe dikmeye nasıl başladınız?

Dördüncü Murat Operası vardı. O çalışmada çok şeyler öğrendim. Şalvar ve cübbenin kalıbını kendi üzerimde denedim. Şöyle güzel kemerli bir şalvar ve cübbe diktim. Kırk beş senedir Çarşamba semtinde ikamet ediyorum. Buradaki insanlar, üzerimdeki kıyafetleri görünce “Bize de dik bunlardan.” diye çok ısrar ettiler. Ben memur olduğum halde boş zamanlarımda kıyafet dikmeye başladım. Benim için dışarda bir dükkân tuttular. O kadar talep olurdu ki, yetişemezdim. 86-87 senesine kadar böyle idare ettim.

Bir müşterim Sultanahmet’te cübbe giyinen birini yolda durdurup sormuş. Araba tutup bana geldiler, yıllardır arkadaşım ve müşterim oldu. Aslen Amerikalı, buraya yerleşmiş samimi bir Müslüman. Bu sayede çok sevdiğim insanlarla tanıştım. İslami kitaplar yazan, dini ve ilmi çalışmalar yapan, kesin bir dönüşle Allah’a yönelmiş nice dostlarım oldu. Buraya yerleşen, ülkelerinde İslam’ı anlatan, dinimiz için uğraşanlar var. Elhamdülillah böyle on beş-yirmi senelik dostluklarım var

 

Operadaki günlerinizden bahseder misiniz?

Bir gün Müfettiş Bey beni sorguya çekti. “Ne bu sakal?” dedi. Beni başkalarından soruşturmuş zaten; “Kim bu sakallı girip çıkıyor, onu bana getirin?” demiş. Gittim birkaç sorgudan geçtim. Bana fırça atmaya başladı. “Sen nasıl memursun, ne bu sakal, nerede kravatın?.. Burası neresi biliyor musun sen!” Bir ara dedim ki, “Efendim ben burada on beş senelik memurum. Herkes benim nasıl bir insan olduğumu biliyor. Eğer ben zararlı bir insansam, buradan giderim.” O zaman sanki tavrı değişti. “Benim babam da hacca gitti, benim babam da namaz kılıyor. Azıcık sakallarını kısalt.” dedi. Muhtemelen beni araştırırken işimi iyi yaptığım bilgisine ulaşmıştı. O müfettişle öğlenleri gidip gelirken yolda (Taksim Meydanı’nda) karşılaşıyorduk. Beni yolda görünce başıyla selam veriyordu. Ben de alıyordum. Etrafımda arkadaşlar, “Yahu hacı, sen ne yaptın, okudun üfledin mi bu adama?” diyorlardı. Hâlbuki o benim liyakat ehli olduğuma hükmetmiş, bana saygı duymuştu. Müdürüme gelince o da ben ayrılırken, “Hüseyin bizi unutma, yine gel.” dedi. Arada gittim yanına, çok sevindi, çay içtik. Oradaki herkes severdi beni. “Hüseyin, sen buradayken İslam’ı da hatırlardık, sen gidince unuttuk.” derlerdi.

 

Başka bir kılıkta olsaydınız İslam’ı hatırlatmaz mıydınız?

Başka bir giyimim olsa hatırlatmazdım. Arkadaşlarımdan gayrimüslim olanlar da vardı, Müslüman olanlar da… Bakınca aynı giyiniyorlardı. Ama sakal-cübbe başka hatırlatmalar yapıyordu görenlere.

 

Sonra…

Sonra istifa ettim. Ondan sonra burada başladım. Tabii hemen olmadı. Çok uzun hikâye. Başta istifamı kabul etmediler. Sakalım vardı, üç pileli bol pantolon giyiyordum. Müdür bey dedi ki, “Senin sakalına karışmadım Hüseyin, şalvarına da karışmıyorum. Peki sen niye bizi istemiyorsun, neden gitmek istiyorsun?” Kal diye ısrar etti. Gerçekten de haklıydı. Bana bu konuda en ufak bir rahatsızlık yaşatmamışlardı. Sadece yaptığım işe bakmışlardı. Namazımı, görünüşümü takıntı yapmayarak benimle dostluk kurmuşlardı. Hele o zamanlarda bu konuda çok sıkıntıların yaşandığı duyuyorduk. Ve ben de korku içerisindeydim. Benim dış görünüşüm burada olmama mâni olabilir diye… Asla rızık korkusu yaşamadım. Yaptığım iş benimle nereye gidersem gelecekti; hüner ve marifet, bunlar insanın hayatının sigortasıdır. Yaptığım işte o kadar ehil olmaya çalışıyordum ki insanlar benim kim olduğuma, ne giydiğime çok önem vermiyorlardı. Diktiğim kıyafetlere bayılıyorlardı. İnsan yaptığı işi sevmeli ve bütün emeğini, göz nurunu işine akıtmalı.

Mahallemde terzi dükkânı açınca çok yoğun çalışmaya başladım. Siparişleri yetiştirmek için çok yoruluyordum. Eski çalıştığım yerdeki arkadaşları yanıma çalışmaya çağırdım. AKM’deki arkadaşlar gelip benim yanımda çalışıyorlardı.

 

Daha önce ne giyiyordu buradaki insanlar?

Önceleri Karagümrük’teki bir abi uçkurlu, beli lastikli şalvar dikiyormuş. Hâlâ yaşlılardan giyenler var. Ben özenli bir şekilde kemerli olarak diktim. Tabii daha derli toplu duruyor. Jilet gibi ütülü ve şık gözüküyor. Kendime bir de pardösü gibi cübbe dikmiştim. Camii cemaati, mahalle eşrafı benim üzerimde görünce “Sen ne iş yapıyorsun?” diye sormaya başladılar. Çocuklarıma da dikmiştim. Tesettür için insanlar genelde ya imamların giydiği beyaz cübbeden ediniyorlardı ya da gri cübbeler giyiyorlardı. O da pek şık olmuyor. Din görevlisi değilsin ama sokakta beyaz cübbe giyiyorsun. Eşlerine diktirenler vardı. Patronsuz, ölçüleri yanlış alınmış olabiliyordu. Usta bir terzinin dikmesi başka olur tabii ki. Diktiğim kıyafetleri görünce herkes çok beğeniyordu. Ama acayiptir, hanımlardan şikâyet edenler oldu. “Amca sen bizim adama çok güzel şeyler dikiyorsun. Benim yanımda çok şık duruyor. Bende çarşaf var. O böyle güzel giyinince olmuyor ama…” diye. Kumaşları çok özel kullanıyorum. Kaliteli kumaşla şalvar yapınca uzaktan bile fark edilir bir şıklık oluşuyor.

(Çok güzel bir cübbeyi eliyle işaret ederek) Bak bunları güzel bir arkadaşa hazırladık. Bu elbise çok özel ve kumaşı el dokuması… Kanada’ya götürecekler.

 

Yetiştirdiğiniz elemanlar vardır…

Yaşlandım, yaşım altmış sekiz. Müşteriler çok ısrar ediyorlar, ama bana kalırsa biraz dinlenmenin vakti geldi. Ama eleman kolay yetişmiyor. Meslek sahibi olmak kolay değil ki. Otuz senedir burada çalışanlar var hâlâ istediğim seviyede değiller. Bu işe sevgini ve her şeyini vereceksin. Bazen cumhurbaşkanına elbise dikersin bazen de dağdaki çobana kalpak dikersin, ama hepsine aynı özenirsin. Biz böyle öğrendik. Mesela yoksul birine diksem, para almıyorum diye katiyen kaytarma yapmam.

 

huseyin-yörük2

 

Sizce erkekler tesettürlü olmayı ne kadar ciddiye alıyorlar?

Setr-i avret çok önemli. Kadına da erkeğe de farz. Yaşadığım civarda büyüklerimiz bunun üzerinde çok duruyor. Tabii şimdilerde dar pantolon giyenler olabiliyor, ama üstüne bir pardösü bir cübbe yaptırmaları tavsiye ediliyor. Namazı onunla kılmak gerektiği aynı hassasiyete sokakta ve caddede sahip olunması gerektiği belirtiliyor. Bu konuda çok tembih var.

 

Peki, size gelenlerin kaygıları bu doğrultuda mı?

Tabii ki kendilerini teşhir etmekten utanan, çekinen insanlar. Erkek de olsa dikkatli giyinmeyi önemli bulan müşterilerim var. Bana gelen insanlar çok çeşitli. Sadece bu civardan değil. Birçok ülkeden gelen müşterilerim var. Amerika ve Avrupa dışında doğu ülkelerinden de çok geliyorlar. Doğu Türkistan, Kazakistan, Afganistan… Bu giyimi ta oralardan gelip

öğreniyorlar. Kalıplardan istiyorlar. Memleketlerine götürüyorlar.

 

Piyasadaki plaza erkeklerinin istekleriyle sizin müşterilerinizinkiler arasında ne gibi farklar var?

Müslüman oldukları halde nasıl dar kıyafetler giyiyorlar anlamak zor. Tabii bize kınamak yakışmaz, lakin o kadar dar olmamalı. Bir kere rahat edemezsin. Ben onları görünce utanıyorum. Eğilseler yırtılır. Diğer taraftan bazı insanlar neden bu kadar bol giymekte ısrarlı? diye düşünmeliler. “Bize piyasada bunu reva görmüşler, e o zaman bunları giyelim” demek tembellik oluyor. Çareler aramak, setr olmak için gayret etmek lazım.

Dar giyinen Müslüman erkekler ihram ölçüsünü dikkate alıyorlar. “Sadece dizle göbek arası kapatabiliriz” diyorlar. Biz buna karşıyız. Onu hacda uygularsın. Orada ihrama girersin. Hac vazifesini yaparken tamam da, normal hayatta ibadet ederken ve sokakta dikkatli olmak lazım. O zaman neden Peygamberimiz bir genç kız kadar utangaçtı? Neden Hz. Osman’ın hayasını çok takdir ederdi? Bunları atlıyorlar. Sokakta mümince ve Müslüman bir duruş göstermek için de tesettürlü olmak gerekiyor.

Fransız bir modacı bir kesim yapıyor. Müslüman erkeklerin vücut şekline hiçbir şekilde uygun değil ama birebir hemen kabulleniliyor. ‘Slim fit’ diye bir kesim var, o bizim erkeklerimize hayatta olmaz. Ama onu giymeye çalışıyorlar. Müslüman erkek, çare aramak konusunda genelde tembel. Kadınlarımız daha gayretli. Terzilere tarif ediyorlar, kendileri dikiş öğreniyorlar. Bir çözüm bulmaya çalışıyorlar, ama Müslüman erkekte bu çabayı göremiyorum.

 

Tanınmış isimlerden kimlere elbise diktiniz?

Mesela merhum Esad Coşan’a çok elbise diktim. Gidiyordum İskenderpaşa’da ölçü alıyordum, dikiyordum. Koyu renkler severdi. Rahat adım atabilmek için yandan yırtmaçlı yaptırırdı.

Yedi sene Yusuf İslam’ın elbiselerini diktim. Bilirsiniz okulu var İngiltere’de. Beni İngiltere’ye götürmeyi çok istedi. Buraları bırakıp gidemedim. Yusuf İslam bana misafir olur, evimde kalır, yemeğimi yer, kahvemi içerdi. Çok güzel bir insan. Onlar İslam’ı sonradan ama çok güzel öğreniyorlar. Doğrusu ne ise onu yapmak istiyorlar. Mesela bir Alman arkadaşım var, burada olmuş olsa, dersin ki; ne kadar muhterem, veli insan… Hâlbuki yirmi bir yaşında Müslüman olmuş, şu an altmış yaşında. Okumaktan öğrenmekten hiç vazgeçmemiş.

 

Yusuf İslam bu şekilde giyinmeyi nereden öğrenmiş?

İslam’a ilk girdiğinde Kıbrıs’ta Şeyh Nazım Efendi vardı. Ben de kendisini çok iyi tanıyorum. Misafiri oldum, onun çok elbiselerini diktim. Cemaatinden birileri götürdü beni oraya. Ondan sonra onun vasıtasıyla Yusuf İslam’la tanıştım. O da Nazım Efendi’yi tanıyıp Müslüman olmuş ve daha sonra kendi gayretiyle ilerletmiş, müziği bırakmış çok ihlaslı bir insan olmuş. Öyle giyinmeyi Şeyh Nazım’dan öğrenmiş. Her sene ona ve arkadaşlarına seksen, seksen beş tane ısmarlama elbise dikip İngiltere’ye yolluyordum.

 

Pantolonlarda kaç pile dikiyorsunuz?

Normalde en ufağı üç pile, yedi pileye kadar çıkar. Taleplere göre değişiyor. Yavuz Sultan Selim Hazretleri’nin giyindiği bol bir şalvar vardır. O kadar bol ve heybetlidir ki… Ben Kültür Bakanlığı’na bağlı çalışırken Topkapı Sarayı’na gidip oradaki Osmanlı kıyafetlerini inceliyordum. Bunun da çok faydası oldu bana.

 

Diktiğiniz elbiselerin özel isimleri var mı?

Cübbe şalvar, yelek, gömlek, mintan…

 

Gençlerde karşılaştığınız ısrarlar var mı?

Renk seçimlerinde alışılmışın dışına çıkmak istiyorlar. Yaşları gereği dışardan göreni hayran bırakma istekleri var. Biraz daha dar olsa diyenler oluyor. Bunlar hep nefis mücadelesi ve olması normal. Yeni alışanlar için bilhassa…

 

Damat elbisesi de dikiyor musunuz?

Tabii, aynı adap ölçülerine riayet ederek damatlıklar dikiyorum. Pileli pantolon ve cübbeden ibaret olarak. Damatsın, ama hâlâ Müslümansın değil mi?

 

Genç müşterileriniz de var değil mi?

Tabii, gençlerin hassas olması çok sevindirici. Tertemiz gençler var. Bazıları evlenecekleri kızla geliyorlar. Nişanlanmışlar, beraber beğeniyorlar. Söz için nişan ya da düğün için birlikte karar verip diktiriyorlar. Söz, nişan ve evlilik merasiminde cübbe giymek o kişinin kıyafetini ne kadar ciddiye aldığını, bence Peygamber’ine âşık olduğunu gösterir. Camiada daha genç olan çocuklardan bazıları, şalvarları üç pile yaptırıyorlar. Daha fazla olsun istemiyorlar. Bir de çok genç bir müşterim düğmeleri soldan yaptırdı. Halbuki bizim her şeyimiz, şalvarımız, gömleğimiz, cübbemiz bütün hepsi sağdan sola kapatılarak dikilir. Bu genç, daha alışık değilim de o yüzden istiyorum dedi. Yenice hidayete ermiş.

 

Her müşteriniz için çok dikkatli defterler tuttuğunuzu duyduk…

Kanada’dan, İngiltere’den, Arjantin’den, Şili’den daha uzak adalardan Müslüman olmuş müşterilerim var. Memleketimizden pek çok şehirlerden var. Ben dikmeye özendiğim kadar aldığım ölçülere, tuttuğum notlara da özeniyorum. Yıllar önce diktiğim elbiseler hep defterimdedir, aldığım ölçüleri açıp gösteririm. Mesela şurada raflarda duran şalvarları bugün gelip alacaklar, Avusturalya’ya götürecekler…

 

“Şalvarı, cübbeyi neden tercih ediyorsunuz?”

Terzi Hüseyin Bey’in daimi müşterilerinden birinin cevabı:

İlk olarak tesettür düşünüyorum, ama onun yanında da rahatlık. Tesettürlü ve sünnete uygun olmasını önceliyoruz elbette. Ama tabii çok da rahat. Şu elbiseyi üç sene önce diktirmiştim Hüseyin Bey’e. Burada diktirdiğim elbiseleri çok uzun süre giyiyorum. Eğer dar diktirirsem giyince aşınır, erir. Ama şu şalvarı giydiğim zaman ömürlük, ne bana onun zararı dokunur ne benim ona. İlk giydiğimde hep arkama bakıyordum millet ne diyor, beni nasıl görüyor diye. Ama şimdi asla tedirgin değilim, başka bir şey giyinmem. Kendimi çıplak hissederim dar giysem.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Tema Tasarım | Ulaknews.com
pendik escort - tuzla escort
van escort balikesir escort kibris escort denizli escort mersin escort manisa escort afyon escort istanbul escort porno konya escort