Ana Sayfa Manşet, Siyaset 10 Kasım 2015 230 Görüntüleme

Ak Parti’den Davutoğlu’na Tam Yetki

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklama yaptı. Çelik, ‘Sayın Davutoğlu’na hükümet kurması için MYK’da oy birliği ile tam yetki verildi’ dedi.

 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Siyasi Erdem ve Etik Kurulu üyelerinin belirlendiğini belirterek, “Siyasi Erdem ve Etik Kurulunda Prof. Dr. Raşit Küçük, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Dr. Ömer Bolat, Şeref Malkoç, Güldal Akşit, Ahmet Cemil Tunç, Halide İncekara görev yapacaklar” dedi.

 

Çelik, AK Parti Genel Merkezi’nde, Genel Başkan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam ederken, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

 

Seçimden sonra partinin en üst organı MKYK’nın ilk kez toplandığını vurgulayan Çelik, önemli kararlar alındığını söyledi. Daha önce kongrelerinde bir Siyasi Erdem ve Etik Kurulu kurulması kararı alındığını, söz konusu kurula üyelerin belirlendiğini açıkladı. Çelik, Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu’nun bu durumu MKYK ve MYK’da da paylaştığını da aktardı.

 

Çelik, Siyasi Erdem ve Etik Kuruluna ilişkin, şunları söyledi: “Siyasi Erdem ve Etik Kurulunda Prof. Dr. Raşit Küçük, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Dr. Ömer Bolat, Şeref Malkoç, Güldal Akşit, Ahmet Cemil Tunç, Halide İncekara görev yapacaklar. Bilindiği üzere bunu, kendi partimizin temel politikaları konusunda denetlenmesi için yapmak istiyoruz. Çünkü zaman içerisinde parti politikalarında, bazı konularda bazı arkadaşlarımızın çeşitli pratiklerle ya da söylemlerle ayrışması söz konusu olabiliyor. Bu tip sapmaların önüne geçmek için sadece bilinen mekanizmalar yani MYK, MKYK ya da grup başkanvekilliklerinin uyarılarının ötesinde daha sistematik bir çalışmaya ihtiyaç duyuldu, gözlemlendi. Bu çerçevede tüm AK Parti kadrolarının, AK Parti tüzüğü ve programında belirlenen kurucu değerlere göre ve temel ilkeler etrafında siyaset yapması ve doğrultuda sürekli olarak bilinçlendirilmesi amacıyla bu kurulun önemli bir işlevi olacağını düşünüyoruz.”

 

Çelik, Parti Disiplin Kurullarının yetkisi ve görevi dışında kalan konularda kurucu değerlere ve ilkelere aykırı söz, tutum ve davranışlarda bulunan parti üyeleri hakkında, kendiliğinden ya da yapılacak başvurular üzerine gerekli inceleme ve araştırmayı bu kurulun yapacağını belirtti.

 

Kurulun, partinin genel politika ve faaliyetlerini, parti kurucu değerleri ve ilkeleriyle, temel hedef ve politikaları açısından izlemekle görevli olduğunu dile getiren Çelik, şöyle devam etti:

 

“Kurul, sürekli olarak genel başkana raporlar sunacaktır. Kuşkusuz, AK Parti’nin kurucu değerlerinin ve ilkelerinin tüm parti faaliyetlerine hakim olması, en hassas olduğumuz konudur. Bu bakımdan bunların uygulamaya geçirilmesi, kamuoyunun gündemine gelen çeşitli konularla ilgili olarak ne tür politikalar izlenmesi gerektiği, temel ilkelerimiz ve amaçlarımız çerçevesinde yine bunların teamüle dönüştürülmesi, bu kurulun yapacağı faaliyetler arasında yer alacak. Bir bakıma yapacakları faaliyetler kendiliğinden olabilir, başvuru üzerine olabilir ama her halükarda hiçbir başvuru olmasa bile üç ayda bir partinin temel ilkeleri etrafında politika yapıp yapmadığını, partide görevli arkadaşlarımızın çeşitli sözcülerimizin çeşitli kademelerdeki arkadaşlarımızın kurucu değerlerimiz ve temel ilkelerimizle uyumla pratiklere imza atıp atmadıklarını üç aylık raporlarla sayın genel başkanımıza iletecekler. Bunun dışında çeşitli gündemler olursa eğer, mesela siyasi partiler arasında bir konu gündeme geldi burada AK Parti’ye, kurucu değerler etrafında nasıl politika yapılması gerektiği konusunda kendi çalışmalarını yapacaklar, genel başkana sunacaklar.”

 

Çelik, partinin, parti mekanizmalarında yer almayan kişiler tarafından denetlenmesini önemsediklerine işaret ederek, diğer partilerin de bu tip mekanizmalar oluşturmasını, Türk siyasetinde bunun geleneğe dönüşmesini arzu ettiklerini bildirdi.

 

Çelik, şu görüşlere yer verdi: “Çünkü her parti, belli bir siyasi değerler manzumesi kurucu değerler ve ilkeler etrafında kendisini teşekkül ettiriyor. Türk siyasi hayatında kötü iki alışkanlık, geçmiş dönemlerde vardı, bir kısımı ideolojik partiler; bunlar siyasi cemaat gibi hareket ediyorlardı ve toplumdan kitlelerden kopuyorlardı. Bir diğeri de kitle partileri iddiasıyla ortaya çıkan partiler; bunlar da zaman içerisinde siyaset yapmayı, siyasi fikirden boşanma, siyasi fikir ve değerlerden uzaklaşma olarak ele alıp bir siyasi şirkete dönüşüyorlardı. AK Parti’nin kurulduğu dönemde bir takım siyasi cemaatler ve şirketler halindeydi siyasi partilerin görüntüsü. Gerçek anlamda siyasi parti, belli bir siyasi fikir temelinde, belli bir siyaset felsefesi temelinde, temel ilkelerle toplumun önüne çıkarak kitle siyaseti yapabilen bir parti olarak AK Parti aynı zamanda Türk siyasi hayatı açısından kendine özgü bir parti olarak var olmuştur. Bu bakımdan kurucu değerlerimiz, AK Parti’yi var eden temel ontolojik siyaset felsefesi bizim için olmazsa olmazdır. Bunun daha sıkı denetlenmesi, bununla ilgili çalışmaların sürmesi bakımından bunu önemsiyoruz.”

 

1 Kasım’da alınan sonuçları iki aşamalı değerlendirdiklerine değinen Çelik, ancak değerlendirmeleri 1 Kasım’da alınan sonuçlardan başlatmadıklarını dile getirdi.

 

Çelik, 7 Haziran’da alınan sonuçlarla 1 Kasım’da alınan sonuçları tek bir potada erittiklerini belirterek, tek bir bakış açısına dönüştürdüklerini ifade etti.

 

Çelik, “Bu bakış açısı çerçevesinde yaklaşıyoruz. Burada da kastettiğimiz şey şudur; 1 Kasım’da aldığımız oyu esas kabul edip de özeleştiri sürecimizden, temel kurucu değerlere dönme sürecimizden, vatandaşlarımızın memnun ve hoşnut olmadıkları politika ve söylemlerimizi düzeltme sürecimizden vazgeçmeyeceğiz. Bu, 1 Kasım’da aldığımız oyla bitmiş bir süreç değildir. 7 Haziran’da aldığımız mesajı vatandaşımızın bizde düzeltmek istediği, geliştirmemiz mesajı verdiği, daha da ilerletmemiz için talimat verdiği konuları şu anda da titiz bir şekilde çalışıyoruz. Son derece hassas ve dikkatli bir şekilde bu siyasetlerimizi gözden geçiriyoruz, 7 Haziran’ı kendi bağlamı içinde bırakıp, 1 Kasım’da tarihi başlatmıyoruz. Yani, 1 Kasım’da aldığımız sonuçlar, 7 Haziran’da aldığımız mesajı bize unutturmuyor” dedi.

 

Hiçbir zaman, “1 Kasım’da tek başımıza iktidar olmak için şu kadar büyük bir başarı aldık, o sebeple 7 Haziran’daki yaşadığımız oy düşüşünü unutabiliriz” diye bir rehavet içerisinde olmayacaklarını belirten Çelik, vatandaşların müsterih olmasını istedi. Çelik, 7 Haziran’da AK Parti’ye verilen mesajı, zihinlerinde diri tuttuklarını, politikalarını, vatandaşların hoşnut olmadığı bütün söylemlerini gözden geçirdiklerini söyledi. Çelik, bu şekilde kendilerini, kurucu değerler etrafında, “İlk günkü aşkla” söylemi çerçevesinde güncellemeye devam edeceklerini belirtti.

 

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrıca bunu 7 Haziran, 1 Kasım arasında yaptığımız gibi, o zaman seçim kampanyası süreci vardı, bir hükümet krizi vardı, Türkiye’de hükümet kurulamıyordu, geçici hükümet dönemi oluştu, terörle mücadele meselesi önemli bir ivme kazandı. Bütün o yoğunluk içerisinde belli oranda yapabildik. Vatandaşlarımız da bunun samimiyetine inandılar, mesajın alındığına ve AK Parti’nin bu politikalarını düzelttiğine, ana kurucu eksende yeniden bir kümelenme, yeniden bir toparlanma içerisine girdiğine kanaat getirdiler ve netice itibarıyla bize 1 Kasım’da büyük bir yetki verdiler. 1 Kasım’da aldığımız yetkiyi, bir son, bir sonuç olarak değil bir başlangıç olarak görüyoruz. Politikalarımızı, 7 Haziran’ı ve 1 Kasım’ı tek bir paket olarak ele alıp, bir bütünün iki yarısı gibi ele alıp, bundan sonra daha derinlemesine çalışmalarla, daha çok zihni performans göstererek, siyaset pratiklerimize daha çok yansıtarak, siyaset felsefemizi daha da ileri noktalara taşıyarak, daha güncelleyerek bundan sonraki siyasi tutum ve davranışlarımızı, söylemlerimizi bu şekilde inşa edeceğiz.”

 

DAVUTOĞLU’NA YETKİ VERİLDİ

 

AK Parti Genel Başkanı, Konya Milletvekili ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, parti MKYK’sı tarafından tek başına hükümeti kurması konusunda yetki verildiğine dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti: “Bugün MKYK’mızda önemli bir karar daha alındı. Tüzüğümüzün 148. maddesi gereği aynı zamanda da grup iç yönetmeliğimizin 35. maddesi gereği, genel başkana yetki verilmesi gerekiyor, MKYK tarafından. Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu, parti tüzüğü ve teamüller çerçevesinde 1 Kasım seçiminde tek başına iktidar oluşturacak şekilde bir sonuç aldığımız için, mevcut hükümetin görev süresinin Mecliste gerçekleştirilecek yeminle birlikte sona ermesi, hükümetten ayrılma ve yeni hükümeti konusunda genel başkana MKYK’nın yetki vermesini öngörüyor. Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle görevlendirilecek olan Genel Başkanımız ve Konya Milletvekilimiz Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’na, onun başbakanlığında partimiz tarafından tek başına hükümetin kurulması için MKYK tarafından oy birliği ile karar verilmiştir.”

 

Hükümet kurma süreciyle ilgili bilgi veren Çelik, TBMM’deki yemin töreninin, 17 Kasım’da yapılabileceğini belirtti. Çelik, milletvekilleri yemin ettikten sonra geçici hükümetin görev süresinin biteceğini ve Başbakanlık için görevlendirme yapılacağını ifade ederek, ondan sonra yeni hükümet kurma sürecinin başlayacağını anlattı.

 

Yeni hükümetin G20 Zirvesi’ne yetişmeyeceğini söyleyen Çelik, “Kasımın son haftasına kalacak gibi gözüküyor” dedi.

 

Hükümet programıyla ilgili çalışmalarını sürdürdüklerini, beyannamedeki temel siyasi yaklaşımın içinden bir hükümet programı çıkarılacağını aktaran Çelik, şöyle devam etti: “Nihayetinde vatandaşımız orada ortaya koyduğumuz prensiplere göre bize yetki vermiş oldu. Bu yetkiyi tahkim etmek üzere hükümet programı oluşacak, hükümet programının içinden de bir eylem planı çıkacak. Bu eylem planının içinde vaatler var, reformlar var, bir de bundan sonra yapılacak, imza atılacak siyasi konularla ilgili çeşitli paketler hazırlanacak, bunların hangi zaman dilimleri içinde gerçekleşeceğine dair 1 yıllık bir eylem planı ortaya çıkaracağız. Bunu açık şekilde bütün vatandaşlarımızla paylaşacağız. Bir bakıma 2002’de de o zamanki genel başkanımız Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bunu yapmıştık. Bizi denetlemeleri için vatandaşlarımızın önüne bir 100 günlük karne koymuştuk. Bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü vatandaşlarımızın neyi ne zaman gerçekleştireceğimizi önümüzdeki dönem bilmesi gerekiyor. Esas olan vatandaşın bizi denetlemesidir. 3 ay içinde herhangi bir kanun ya da Anayasa değişikliği gerektirmeyen bütün vaatlerimizi yerine getireceğimiz açıklamasını Sayın Başbakanımız, Genel Başkanımız yaptı. Daha sonra kanun ya da Anayasa değişikliği gerektiren konularda nasıl bir takvim içerisinde olacağımızı, bir de Meclis’in önünde bekleyen işler var, o takvimle uyumlu hale getirerek kamuoyuyla paylaşacağız. Muhtemelen önce hükümet programı açıklanmış olacak ondan bir müddet sonra da bu eylem planı vatandaşlarımızla paylaşılmış olacak. Öz eleştiriden kaçmamak gerekir. Siyasetin esası budur. Siyasetin esası, kendinizi vatandaşın eleştirisine açmaktır. Vatandaştan, halkımızdan, milletimizden temel mesajları aldıktan sonra o mesajların gereğini yerine getirmek için de öz eleştiri sürecimizi devam ettirmemiz gerekir. Bu çerçevede toplumun tüm kesimlerine ulaşmak, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini siyasette temsil edebilmek için yapılması gerekenler konusunda çalışmaları ciddi şekilde yürütüyoruz.”

 

– SORULAR

Yeni anayasanın bir yıllık eylem planı içinde yer alıp almayacağının sorulmasına karşılık Çelik, yeni anayasa konusunun temel vaatleri olduğunu hatırlattı. Türkiye’nin yeni bir anayasaya kavuşmasının, 2023 hedeflerine ulaşması için zorunluluk olduğunu vurgulayan Çelik, şöyle devam etti: “Bu Anayasa ve buna bağlı bazı kanunlarla bizim gerçek hedeflerimizi tutturmamız mümkün gözükmüyor. Siyasi ve ekonomik reformların ivmesinin artması ancak bunun yeni bir anayasa ile çerçevelenmesiyle mümkün. Yeni anayasa meselesini sadece devleti yönetenlerin elindeki bir yol haritası olarak görmemek lazım. Yeni anayasa hukuk devletini güçlendirecek bir şey. Dünyada çok önemli çalışmalar, akademik çalışmalar var. Hukuk devletini güçlendiren her adım, bu çerçevede yeni anayasa, aslında sadece hukuk sisteminizle ya da devletin işleyişiyle ilgili bir mesele değil. Aynı zamanda ekonomiyle aynı zamanda dış politikadaki gücünüzün artmasıyla ilgili bir mesele aynı zamanda demokrasinizin kapasitemizin güçlenmesiyle ilgili bir mesele.

Yeni anayasa sadece siyasi elitleri ya da sadece devlet erkanını ilgilendiren bir mesele değil, yeni anayasa en çok esnafı, çiftçiyi, işçiyi, bugün okula giden, yarın kendisi için iyi bir gelecek bekleyen üniversiteli gençleri ilgilendiriyor. Dolayısıyla yeni anayasa meselesini sadece bir hukuk meselesi olarak görmemek lazım. Yani anayasa hukuk meselesidir, onun devamı olarak ekonomik refahı artırma, demokrasimizi daha ileri noktalara taşıma meselesidir. Bununla ilgili Sayın Başbakanımız, Genel Başkanımız, muhtemelen hükümeti kurma süreci gerçekleştikten sonra belli bir takvim içinde siyasi parti liderlerine ziyarette bulunacak. O zaman ne şekilde karşılıklar bulacağımızı, ne şekilde ilerleyeceğimize dair somut verilere ulaşacağımızı göreceğiz.”

– AVRUPA BİRLİĞİ’NİN 2015 TÜRKİYE İLERLEME RAPORU

Ömer Çelik, Avrupa Birliği’nin 2015 Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine de Türkiye’nin daha ileri bir demokrasiye kavuşması için yapılan tüm eleştirileri dikkate alacaklarını ve önerileri dinleyeceklerini söyledi.

Raporu çok fazla inceleyemediğini ancak bir noktanın dikkatini çektiğini belirten Çelik, şunları kaydetti: “Orada bir konu var, literatür açısından açıklığa kavuşturulması lazım. ‘Çatışma ortamının bitmesi’ diye bir cümle kullanılıyor. Bu, fevkalade yanlış bir tabir. Çatışma ortamı demek, meşru devlet otoritesinin olmadığı bazı bölgelerde iki grubun iki silahlı unsurun, iki paramiliter unsurun, iki terör örgütünün, çetenin ya da kabilenin, etnik grubun, mezhep grubunun birbiriyle bir iç savaş görüntüsüne girmesi demek. Ama bu tip yerlerde esas özellik, meşru devlet otoritesinin olmamasıdır. Dolayısıyla biraz burada maalesef PKK’ya yakın çevrelerin siyasi dilinden etkilenme söz konusu. Türkiye’de bir çatışma ortamı yok. Türkiye’deki işin adı terörle mücadeledir. Terörle mücadele, meşru devlet otoritesinin halktan aldığı yetkiyle ve tamamen meşruiyet çizgisi içinde, meşru güvenlik güçleri vasıtasıyla demokrasimize, hukukumuza, siyaset alanımıza ve vatandaşlarımızın hayatına kast eden terör örgütüne karşı yürüttüğümüz son derece meşru ve güçlü bir mücadeledir. Dolayısıyla ‘çatışma ortamı’ ifadesi ya da ‘Türkiye’de çatışmanın tarafları’ gibi bir ifade, Türkiye gibi bir ülkede kullanılmaması gereken bir ifadedir. Siyaset bilimi tabiri olarak yanlıştır. Türkiye’yi tanımlamak bakımından yanlıştır. Bunu giderler, meşru devlet otoritesinin ortadan kalktığı yerler için kullanabilirler. Mesela Suriye için kullanabilirler. Afrika’da bazı örnekler verebilirim, oralar için kullanabilirler ama Türkiye için çatışma ortamı ifadesinin kullanılması hem hukuki hem siyasi hem literatür açısından her bakımdan yanlış bir ifadedir.”

DAEŞ’A KARA OPERASYONU BİR SEÇENEK

DAEŞ terör örgütüne yönelik kara operasyonu dahil bütün seçenekler masadadır. Belli siyasi paket içinde operasyona bakmak lazım.

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Tema Tasarım | Ulaknews.com
van escort balikesir escort kibris escort denizli escort mersin escort manisa escort afyon escort istanbul escort porno konya escort